Melis
New member
Asıl ilginç soru burada başlıyor. Çok konuşmak gerçekten bir kusur mudur, yoksa bazen yanlış yerde ve yanlış zamanda konuşmak mı sorun yaratır?
Bir insan düşüncelerini uzun uzun anlatmayı seviyorsa bu, onun meraklı, ayrıntıcı veya heyecanlı biri olduğunu gösterebilir. Bir başka insan ise kısa ve doğrudan konuşmayı tercih eder. Bu iki kişinin iletişim tarzları farklı diye birinin mutlaka haklı, diğerinin haksız olduğunu söyleyemeyiz.
Örneğin, bir tarih öğretmeni geçmişte yaşanan bir olayın nedenlerini anlatırken ayrıntılara ihtiyaç duyabilir. Konuyu yalnızca birkaç cümleyle açıklamak, olayın arka planını anlamayı zorlaştırabilir. Aynı şekilde bir psikolojik danışmanın danışanını aceleyle susturması, kişinin kendisini ifade etmesini engelleyebilir.
Öte yandan, acil bir durumda uzun açıklamalar yapmak zaman kaybına neden olabilir. Bir yangın anında “Binanın arka tarafında küçük bir mutfak var, geçen hafta orada bir tamirat yapılmıştı…” diye başlayan bir hikâyeden önce “Yangın var, dışarı çıkın!” demek gerekir.
Demek ki mesele yalnızca konuşmanın uzunluğu değildir. Asıl mesele, konuşmanın amaca ve dinleyicinin ihtiyacına uygun olup olmadığıdır.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ben konuşurken karşımdaki kişinin gerçekten dinlemeye zamanı ve isteği var mı, yoksa yalnızca anlatma ihtiyacımı mı karşılıyorum?
Bu soruya dürüstçe cevap vermek, iletişim alışkanlıklarımızı geliştirmek için iyi bir başlangıçtır.
6. BİRİ CANGA ÇAN ÖTÜYORSA NASIL TEPKİ VERİLMELİ?
Diyelim ki karşınızdaki kişi konuşmayı uzatıyor. Onu aniden susturmak yerine konuşmayı daha anlaşılır hâle getirecek yöntemler deneyebilirsiniz.
Nazikçe konuya dönün
“Anlattıkların ilginç ama asıl soruya geri dönebilir miyiz?” cümlesi, karşı tarafı küçümsemeden konuşmanın yönünü değiştirebilir.
Kısa ve açık sorular sorun
“Peki, sonuç ne oldu?” veya “Buradaki en önemli nokta hangisi?” gibi sorular, anlatıcının düşüncelerini toparlamasına yardımcı olabilir.
Dinleme sınırınızı belirtin
“Şu an beş dakikam var, önemli kısmı anlatabilir misin?” demek kabalık değildir. İnsanların zamanları sınırlıdır ve bu sınırı açıkça ifade etmek iletişimi kolaylaştırabilir.
Şakayı kırıcı olmadan kullanın
Yakın bir arkadaşınıza gülümseyerek “Bu hikâyenin yönetmen kurgusu da var mı, yoksa kısa versiyona geçebilir miyiz?” diyebilirsiniz. Böyle bir şaka, ilişkiniz uygunsa gerginliği azaltabilir.
Ancak herkes aynı mizah anlayışına sahip değildir. İş arkadaşınızın, yeni tanıştığınız birinin veya kendisini ifade etmekte zorlanan bir kişinin konuşmasını herkesin önünde alaya almak, gereksiz bir kırgınlık yaratabilir.
İletişimde mizahın başarısı, yalnızca söylenen sözün komik olmasına değil, karşı tarafın kendisini nasıl hissettiğine de bağlıdır.
7. KONUŞMAYI UZATMADAN ETKİLİ ANLATMANIN YOLLARI
Bir konuyu kısa ve anlaşılır anlatmak, düşünmeden konuşmak anlamına gelmez. Aksine, düşünceleri düzenlemeyi ve önemli ayrıntıları seçmeyi gerektirir.
Bunun için üç basit adım kullanılabilir:
Birinci adım: Ana fikri söyleyin.
Önce ne anlatmak istediğinizi bir cümleyle ifade edin. Örneğin, “Toplantıya geç kaldım çünkü otobüs arızalandı.”
İkinci adım: Gerekli ayrıntıları ekleyin.
Ardından konuyu anlamak için gereken bilgileri verin. “Şoför yolcuları başka bir otobüse yönlendirdi ve bu nedenle yaklaşık yirmi dakika kaybettim.”
Üçüncü adım: Sonucu belirtin.
“Bir sonraki toplantıda gecikmemek için daha erken çıkacağım.”
Bu yöntem özellikle iş görüşmelerinde, toplantılarda ve günlük planlamalarda işe yarayabilir. Fakat samimi bir arkadaş sohbetinde her cümleyi rapor gibi düzenlemek de gerekmez. İnsanlar bazen sırf birlikte gülmek, anılarını paylaşmak veya içlerini dökmek için konuşurlar.
Önemli olan, anlatım biçimini duruma göre ayarlayabilmektir.
Üstelik etkili iletişim yalnızca konuşmayı değil, dinlemeyi de kapsar. Bir insanın sözünü kesmeden dinlemek, gerekli soruları sormak ve karşı tarafın anlatmak istediğini anlamaya çalışmak, konuşmanın niteliğini artırır.
8. DEYİMLERİ KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Deyimler, bir durumu birkaç kelimeyle anlatmamızı sağlayan dil zenginlikleridir. Ancak günlük konuşmada kullanılan her ifadenin anlamı ve yaygınlığı aynı değildir. Bazı deyimler Türkiye'nin hemen her bölgesinde bilinirken bazıları belirli yörelerde veya aile çevrelerinde daha sık kullanılabilir.
Bu nedenle “canga çan ötmek” ifadesini duyduğunuzda anlamını bağlamdan çıkarmak yararlı olsa da onu her bölgede aynı biçimde kullanılan, anlamı tartışmasız ve kökeni kesin olarak bilinen bir deyim gibi sunmamak gerekir.
Türkçedeki deyimlerin anlamlarını araştırırken Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük ve deyimler sözlüğü kaynaklarından yararlanılabilir. Ancak belirli bir ifadenin sözlükte bulunup bulunmadığı ayrıca kontrol edilmelidir. Bir sözlükte yer almayan bir söyleyişin günlük dilde hiç kullanılmadığı sonucuna da doğrudan varılamaz.
Özellikle yöresel ifadeler, sözlü kültür yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılabilir. Aile büyüklerinden, farklı şehirlerden gelen arkadaşlardan veya yerel konuşma örneklerinden duyduğumuz ifadeler bu çeşitliliğin parçalarıdır.
Burada önemli olan, duyduğumuz her sözü doğrulanmış bir bilgi gibi aktarmamak ve bilmediğimiz bir etimolojiyi uydurarak anlatmamaktır.
Bir ifadenin eğlenceli olması, onun kökenine ilişkin kesin bilgiye sahip olduğumuz anlamına gelmez. Dil konusunda meraklı olmak, hem mizahı hem de doğruluğu birlikte korumayı gerektirir.
9. FORUM SORUSU: SİZİN ÇEVRENİZDE EN ÇOK KİM CANGA ÇAN ÖTÜYOR?
Şimdi gelelim işin forumluk kısmına. Hepimizin çevresinde konuşmaya başladığında zaman kavramını unutan birileri vardır. Fakat itiraf edelim, bazen o kişi biz de olabiliriz.
Bir arkadaşımın başından geçen olayı dinlerken “Bu hikâye ne zaman bitecek?” diye düşünürken kendimi bir saat sonra kendi anımı anlatırken bulduğum oldu. İnsan başkasının uzun konuşmasını fark ediyor da kendi konuşması uzayınca nedense anlatacak çok önemli şeyleri olduğunu düşünüyor.
Belki de sorun, insanların çok konuşmasından ziyade ne zaman dinleyeceklerini bilememesidir.
Siz hiç birine basit bir soru sorup on dakikalık cevap aldınız mı? Aile toplantılarında aynı hikâyeyi her seferinde yeniden anlatan biri var mı? İş yerinde konuyu dağıtan konuşmalarla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Bir de şu var: Çok konuşan bir insan her zaman sıkıcı mıdır, yoksa doğru kişiyi bulduğunda saatlerce konuşabilmek güzel bir dostluğun işareti de olabilir mi?
Bence burada belirleyici olan, iki tarafın da kendisini rahat hissetmesidir. Bir insanın anlatma isteği, diğerinin dinleme sınırlarını yok saymamalı; dinleyicinin kısa konuşma tercihi de anlatıcının heyecanını küçümsememelidir.
İyi bir sohbet, herkesin eşit süre konuştuğu bir toplantı olmak zorunda değildir. Bazen biri uzun uzun anlatır, diğeri dikkatle dinler. Bazen de iki taraf sırayla konuşur, birlikte güler ve sonunda asıl konunun ne olduğunu bile unutur. Bu da sohbetin ayrı bir güzelliğidir.
10. SONUÇ: BAZEN AZ KELİME, BAZEN UZUN BİR SOHBET
Canga çan ötmek ifadesi, günlük hayatta konuşmayı gereğinden fazla uzatan veya gevezelik eden kişileri anlatmak için kullanılan eğlenceli bir söyleyiş olarak değerlendirilebilir. Ancak anlamı ve kullanım alanı bölgesel farklılıklar gösterebileceğinden, ifadenin kökeni ya da sözlüklerdeki durumu hakkında kesin bilgi vermeden önce güvenilir kaynaklara başvurmak gerekir.
Bu konunun asıl düşündürücü tarafı ise konuşmanın uzunluğuyla niteliğinin aynı şey olmamasıdır. Kimi zaman kısa bir cümle büyük bir sorunu çözer, kimi zaman da uzun bir sohbet insanın içini rahatlatır. Önemli olan, hangi durumda olduğumuzu anlayabilmek ve karşımızdaki insanı yalnızca konuştuğu kelime sayısıyla değerlendirmemektir.
Erkek ya da kadın olmak, bir insanın mutlaka çözüm odaklı veya empatik olacağını belirlemez. İnsanları tanıdıkça farklı düşünme ve iletişim biçimleriyle karşılaşırız. Kimi hemen çözüm üretir, kimi önce dinler, kimi de her iki yaklaşımı bir arada kullanır. Sağlıklı iletişim, bu farklılıkları bir yarışa dönüştürmek yerine birbirini tamamlayan özellikler olarak değerlendirmekle gelişir.
Son olarak, arkadaşınız bir dahaki sefere markete gidişini anlatırken konuyu çocukluk anılarına kadar uzatırsa hemen sözünü kesmeyin. Belki de hikâyenin sonunda gerçekten ilginç bir şey vardır. Ama anlatımın sonunda hâlâ markete neden gittiğini bilmiyorsanız, hafifçe gülümseyip şu soruyu sormanızda sakınca yok:
“Güzel anlattın da kardeşim, alışverişi yaptın mı bari?”
İşte o zaman hem sohbetin tadı kaçmaz hem de canga çan ötmenin sınırları hep birlikte yeniden keşfedilir.
Bir insan düşüncelerini uzun uzun anlatmayı seviyorsa bu, onun meraklı, ayrıntıcı veya heyecanlı biri olduğunu gösterebilir. Bir başka insan ise kısa ve doğrudan konuşmayı tercih eder. Bu iki kişinin iletişim tarzları farklı diye birinin mutlaka haklı, diğerinin haksız olduğunu söyleyemeyiz.
Örneğin, bir tarih öğretmeni geçmişte yaşanan bir olayın nedenlerini anlatırken ayrıntılara ihtiyaç duyabilir. Konuyu yalnızca birkaç cümleyle açıklamak, olayın arka planını anlamayı zorlaştırabilir. Aynı şekilde bir psikolojik danışmanın danışanını aceleyle susturması, kişinin kendisini ifade etmesini engelleyebilir.
Öte yandan, acil bir durumda uzun açıklamalar yapmak zaman kaybına neden olabilir. Bir yangın anında “Binanın arka tarafında küçük bir mutfak var, geçen hafta orada bir tamirat yapılmıştı…” diye başlayan bir hikâyeden önce “Yangın var, dışarı çıkın!” demek gerekir.
Demek ki mesele yalnızca konuşmanın uzunluğu değildir. Asıl mesele, konuşmanın amaca ve dinleyicinin ihtiyacına uygun olup olmadığıdır.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ben konuşurken karşımdaki kişinin gerçekten dinlemeye zamanı ve isteği var mı, yoksa yalnızca anlatma ihtiyacımı mı karşılıyorum?
Bu soruya dürüstçe cevap vermek, iletişim alışkanlıklarımızı geliştirmek için iyi bir başlangıçtır.
6. BİRİ CANGA ÇAN ÖTÜYORSA NASIL TEPKİ VERİLMELİ?
Diyelim ki karşınızdaki kişi konuşmayı uzatıyor. Onu aniden susturmak yerine konuşmayı daha anlaşılır hâle getirecek yöntemler deneyebilirsiniz.
Nazikçe konuya dönün
“Anlattıkların ilginç ama asıl soruya geri dönebilir miyiz?” cümlesi, karşı tarafı küçümsemeden konuşmanın yönünü değiştirebilir.
Kısa ve açık sorular sorun
“Peki, sonuç ne oldu?” veya “Buradaki en önemli nokta hangisi?” gibi sorular, anlatıcının düşüncelerini toparlamasına yardımcı olabilir.
Dinleme sınırınızı belirtin
“Şu an beş dakikam var, önemli kısmı anlatabilir misin?” demek kabalık değildir. İnsanların zamanları sınırlıdır ve bu sınırı açıkça ifade etmek iletişimi kolaylaştırabilir.
Şakayı kırıcı olmadan kullanın
Yakın bir arkadaşınıza gülümseyerek “Bu hikâyenin yönetmen kurgusu da var mı, yoksa kısa versiyona geçebilir miyiz?” diyebilirsiniz. Böyle bir şaka, ilişkiniz uygunsa gerginliği azaltabilir.
Ancak herkes aynı mizah anlayışına sahip değildir. İş arkadaşınızın, yeni tanıştığınız birinin veya kendisini ifade etmekte zorlanan bir kişinin konuşmasını herkesin önünde alaya almak, gereksiz bir kırgınlık yaratabilir.
İletişimde mizahın başarısı, yalnızca söylenen sözün komik olmasına değil, karşı tarafın kendisini nasıl hissettiğine de bağlıdır.
7. KONUŞMAYI UZATMADAN ETKİLİ ANLATMANIN YOLLARI
Bir konuyu kısa ve anlaşılır anlatmak, düşünmeden konuşmak anlamına gelmez. Aksine, düşünceleri düzenlemeyi ve önemli ayrıntıları seçmeyi gerektirir.
Bunun için üç basit adım kullanılabilir:
Birinci adım: Ana fikri söyleyin.
Önce ne anlatmak istediğinizi bir cümleyle ifade edin. Örneğin, “Toplantıya geç kaldım çünkü otobüs arızalandı.”
İkinci adım: Gerekli ayrıntıları ekleyin.
Ardından konuyu anlamak için gereken bilgileri verin. “Şoför yolcuları başka bir otobüse yönlendirdi ve bu nedenle yaklaşık yirmi dakika kaybettim.”
Üçüncü adım: Sonucu belirtin.
“Bir sonraki toplantıda gecikmemek için daha erken çıkacağım.”
Bu yöntem özellikle iş görüşmelerinde, toplantılarda ve günlük planlamalarda işe yarayabilir. Fakat samimi bir arkadaş sohbetinde her cümleyi rapor gibi düzenlemek de gerekmez. İnsanlar bazen sırf birlikte gülmek, anılarını paylaşmak veya içlerini dökmek için konuşurlar.
Önemli olan, anlatım biçimini duruma göre ayarlayabilmektir.
Üstelik etkili iletişim yalnızca konuşmayı değil, dinlemeyi de kapsar. Bir insanın sözünü kesmeden dinlemek, gerekli soruları sormak ve karşı tarafın anlatmak istediğini anlamaya çalışmak, konuşmanın niteliğini artırır.
8. DEYİMLERİ KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Deyimler, bir durumu birkaç kelimeyle anlatmamızı sağlayan dil zenginlikleridir. Ancak günlük konuşmada kullanılan her ifadenin anlamı ve yaygınlığı aynı değildir. Bazı deyimler Türkiye'nin hemen her bölgesinde bilinirken bazıları belirli yörelerde veya aile çevrelerinde daha sık kullanılabilir.
Bu nedenle “canga çan ötmek” ifadesini duyduğunuzda anlamını bağlamdan çıkarmak yararlı olsa da onu her bölgede aynı biçimde kullanılan, anlamı tartışmasız ve kökeni kesin olarak bilinen bir deyim gibi sunmamak gerekir.
Türkçedeki deyimlerin anlamlarını araştırırken Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük ve deyimler sözlüğü kaynaklarından yararlanılabilir. Ancak belirli bir ifadenin sözlükte bulunup bulunmadığı ayrıca kontrol edilmelidir. Bir sözlükte yer almayan bir söyleyişin günlük dilde hiç kullanılmadığı sonucuna da doğrudan varılamaz.
Özellikle yöresel ifadeler, sözlü kültür yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılabilir. Aile büyüklerinden, farklı şehirlerden gelen arkadaşlardan veya yerel konuşma örneklerinden duyduğumuz ifadeler bu çeşitliliğin parçalarıdır.
Burada önemli olan, duyduğumuz her sözü doğrulanmış bir bilgi gibi aktarmamak ve bilmediğimiz bir etimolojiyi uydurarak anlatmamaktır.
Bir ifadenin eğlenceli olması, onun kökenine ilişkin kesin bilgiye sahip olduğumuz anlamına gelmez. Dil konusunda meraklı olmak, hem mizahı hem de doğruluğu birlikte korumayı gerektirir.
9. FORUM SORUSU: SİZİN ÇEVRENİZDE EN ÇOK KİM CANGA ÇAN ÖTÜYOR?
Şimdi gelelim işin forumluk kısmına. Hepimizin çevresinde konuşmaya başladığında zaman kavramını unutan birileri vardır. Fakat itiraf edelim, bazen o kişi biz de olabiliriz.
Bir arkadaşımın başından geçen olayı dinlerken “Bu hikâye ne zaman bitecek?” diye düşünürken kendimi bir saat sonra kendi anımı anlatırken bulduğum oldu. İnsan başkasının uzun konuşmasını fark ediyor da kendi konuşması uzayınca nedense anlatacak çok önemli şeyleri olduğunu düşünüyor.
Belki de sorun, insanların çok konuşmasından ziyade ne zaman dinleyeceklerini bilememesidir.
Siz hiç birine basit bir soru sorup on dakikalık cevap aldınız mı? Aile toplantılarında aynı hikâyeyi her seferinde yeniden anlatan biri var mı? İş yerinde konuyu dağıtan konuşmalarla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Bir de şu var: Çok konuşan bir insan her zaman sıkıcı mıdır, yoksa doğru kişiyi bulduğunda saatlerce konuşabilmek güzel bir dostluğun işareti de olabilir mi?
Bence burada belirleyici olan, iki tarafın da kendisini rahat hissetmesidir. Bir insanın anlatma isteği, diğerinin dinleme sınırlarını yok saymamalı; dinleyicinin kısa konuşma tercihi de anlatıcının heyecanını küçümsememelidir.
İyi bir sohbet, herkesin eşit süre konuştuğu bir toplantı olmak zorunda değildir. Bazen biri uzun uzun anlatır, diğeri dikkatle dinler. Bazen de iki taraf sırayla konuşur, birlikte güler ve sonunda asıl konunun ne olduğunu bile unutur. Bu da sohbetin ayrı bir güzelliğidir.
10. SONUÇ: BAZEN AZ KELİME, BAZEN UZUN BİR SOHBET
Canga çan ötmek ifadesi, günlük hayatta konuşmayı gereğinden fazla uzatan veya gevezelik eden kişileri anlatmak için kullanılan eğlenceli bir söyleyiş olarak değerlendirilebilir. Ancak anlamı ve kullanım alanı bölgesel farklılıklar gösterebileceğinden, ifadenin kökeni ya da sözlüklerdeki durumu hakkında kesin bilgi vermeden önce güvenilir kaynaklara başvurmak gerekir.
Bu konunun asıl düşündürücü tarafı ise konuşmanın uzunluğuyla niteliğinin aynı şey olmamasıdır. Kimi zaman kısa bir cümle büyük bir sorunu çözer, kimi zaman da uzun bir sohbet insanın içini rahatlatır. Önemli olan, hangi durumda olduğumuzu anlayabilmek ve karşımızdaki insanı yalnızca konuştuğu kelime sayısıyla değerlendirmemektir.
Erkek ya da kadın olmak, bir insanın mutlaka çözüm odaklı veya empatik olacağını belirlemez. İnsanları tanıdıkça farklı düşünme ve iletişim biçimleriyle karşılaşırız. Kimi hemen çözüm üretir, kimi önce dinler, kimi de her iki yaklaşımı bir arada kullanır. Sağlıklı iletişim, bu farklılıkları bir yarışa dönüştürmek yerine birbirini tamamlayan özellikler olarak değerlendirmekle gelişir.
Son olarak, arkadaşınız bir dahaki sefere markete gidişini anlatırken konuyu çocukluk anılarına kadar uzatırsa hemen sözünü kesmeyin. Belki de hikâyenin sonunda gerçekten ilginç bir şey vardır. Ama anlatımın sonunda hâlâ markete neden gittiğini bilmiyorsanız, hafifçe gülümseyip şu soruyu sormanızda sakınca yok:
“Güzel anlattın da kardeşim, alışverişi yaptın mı bari?”
İşte o zaman hem sohbetin tadı kaçmaz hem de canga çan ötmenin sınırları hep birlikte yeniden keşfedilir.