Pavlovs teorisi nedir ?

Ela

New member
Pavlov’un Teorisi Nedir? Klasik Koşullanmayı Kültürler ve Toplumlar Açısından Anlamak

Pavlov’un Teorisi Nedir? Konuya Merakla Başlayalım

Hiç bazı seslerin, kokuların veya mekânların sizde neden anında belirli bir duygu uyandırdığını düşündünüz mü? Örneğin çocukken okul zilini duyduğunuzda içinizde oluşan heyecan, bir hastane kokusunun sizi huzursuz etmesi ya da telefonunuza gelen belirli bir bildirim sesini duyunca hemen ekrana bakma isteğiniz... Bunların hepsini yalnızca “alışkanlık” diyerek açıklamak mümkün mü?

İşte bu noktada Rus fizyolog Ivan Pavlov’un çalışmaları oldukça ilginç bir kapı açıyor.

Pavlov başlangıçta psikolog olarak değil, sindirim sistemi üzerine çalışan bir fizyolog olarak araştırmalar yürütüyordu. Köpeklerin beslenme sırasında salgıladığı tükürük üzerine yaptığı deneylerde, hayvanların yalnızca yiyeceğe değil, yiyecekle daha önce ilişkilendirilmiş bazı uyaranlara da tepki vermeye başladığını fark etti. Bu gözlemler, daha sonra “klasik koşullanma” olarak adlandırılan öğrenme biçiminin temelini oluşturdu.

Pavlov’un yaklaşımını bugün yalnızca laboratuvardaki köpekler üzerinden düşünmek bence teorinin asıl önemini kaçırmak olur. Çünkü insan davranışlarının önemli bir kısmında çevre, tekrar, beklenti, duygu ve toplumsal anlamlar birbirine bağlanıyor. Üstelik insanların hangi uyaranları anlamlı bulduğu ve bu uyaranlara nasıl tepki verdiği kültürden kültüre değişebiliyor. Kültür psikolojisi araştırmaları da insan davranışının sosyal normlar, benlik algısı, ilişkiler ve toplumsal pratiklerle iç içe olduğunu gösteriyor.

Pavlov’un Klasik Koşullanma Deneyi Nasıl Çalışıyordu?

Pavlov’un deneyini anlamanın en kolay yolu dört temel kavram üzerinden ilerlemek.

İlk olarak koşulsuz uyaran vardır. Yiyecek bunun klasik örneğidir. Yiyecek, öğrenmeye gerek kalmadan köpekte tükürük salgılanmasına neden olur. Buna verilen tepki ise koşulsuz tepkidir.

Daha sonra başlangıçta nötr olan bir uyaran devreye girer. Pavlov’un deneylerinde zil veya benzeri bir ses kullanılmasıyla bilinen düzenek burada önemlidir. Başlangıçta sesin yiyecekle doğrudan bağlantısı yoktur.

Fakat ses ile yiyecek tekrar tekrar birlikte sunulduğunda hayvan bu ikisi arasında bağlantı kurar. Bir süre sonra yalnızca ses bile tükürük salgılanmasına yol açabilir. Böylece başlangıçta nötr olan uyaran koşullu uyaran, ortaya çıkan tepki ise koşullu tepki haline gelir.

Bu mekanizma basit görünmesine rağmen oldukça güçlüdür:

Uyaran → ilişkilendirme → beklenti → tepki

İnsanlarda da benzer bağlantılar kurulabilir. Bir öğrencinin sınav salonuna girdiğinde kaygılanması, bir kişinin daha önce kötü bir deneyim yaşadığı mekâna girdiğinde huzursuz olması veya belirli bir müzik parçasının eski bir ilişkiyi hatırlatması buna örnek olarak düşünülebilir.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var: İnsanlar köpeklerden çok daha karmaşık sosyal ve sembolik dünyalarda yaşar. Bu nedenle insan davranışını Pavlov’un modeliyle açıklamak mümkün olsa da, insan davranışının tamamını yalnızca koşullanmayla açıklamak doğru değildir.

Klasik Koşullanma Sadece Bireysel Bir Öğrenme Süreci midir?

Bence Pavlov teorisinin günümüzde en ilginç taraflarından biri tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Bir insanın belirli bir uyaranı nasıl anlamlandırdığı yalnızca biyolojik yapısıyla değil, içinde yetiştiği çevreyle de bağlantılıdır. Kültürel psikoloji araştırmaları, kültürün benlik algısını, motivasyonu, duyguları, sosyal ilişkileri ve düşünme biçimlerini etkileyebildiğini ortaya koyuyor.

Örneğin bir toplumda yüksek sesle konuşmak özgüven göstergesi olarak algılanırken başka bir toplumda saygısızlık şeklinde değerlendirilebilir. Dolayısıyla aynı davranış farklı kültürel çevrelerde farklı duygusal sonuçlar doğurabilir.

Bir çocuğun “başarı” kelimesini hangi deneyimlerle ilişkilendirdiğini düşünelim.

Bazı ailelerde başarı; yüksek not, iyi üniversite, kariyer ve bireysel ekonomik bağımsızlıkla ilişkilendirilebilir. Başka bir ailede ise başarı, ailenin güvenini kazanmak, topluma katkı sağlamak veya aile sorumluluklarını yerine getirmek şeklinde tanımlanabilir.

Her iki durumda da kişi zaman içerisinde belirli davranışlarla belirli duygusal sonuçları eşleştirebilir.

İşte burada Pavlov’un teorisi ile kültürel psikoloji arasında ilginç bir bağlantı kurulabilir: Öğrenme mekanizması genel olabilir, fakat öğrenilen şeyin anlamı kültür tarafından şekillendirilebilir.

Batı Toplumları ile Doğu Asya Toplumları Arasında Ne Değişiyor?

Kültürler arası psikoloji çalışmalarında sık kullanılan ayrımlardan biri bireycilik ve toplulukçuluk kavramlarıdır. Ancak bu kavramları “Batı bireycidir, Doğu toplulukçudur” gibi kesin kutuplara dönüştürmek doğru olmaz.

Araştırmalar, bireycilik ve toplulukçuluğun benlik algısı, ilişkiler ve bilişsel süreçlerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor; fakat kültürler tek tip değildir ve aynı ülke içerisinde bile önemli farklılıklar bulunabilir.

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde çocuklara “Sen ne olmak istiyorsun?” sorusunun sıkça sorulması, bireysel tercihleri öne çıkaran bir sosyal ortamın parçası olarak düşünülebilir. Japonya veya Güney Kore gibi toplumlarda ise bireysel hedeflerin aile, okul ve grup beklentileriyle birlikte değerlendirilmesi daha belirgin olabilir.

Bu durum Pavlov’un teorisi açısından neden önemlidir?

Çünkü kişinin ödül, eleştiri, onay veya reddedilme ile kurduğu bağlantılar sosyal çevre içerisinde öğrenilir.

Bir öğrencinin öğretmeninden aldığı bireysel övgü onu motive edebilir. Başka bir öğrenci için ise arkadaş grubundan dışlanmamak daha güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir.

Dolayısıyla “insanlar ödüle tepki verir” demek genel bir psikolojik ilke olabilir; fakat hangi ödülün güçlü olduğu ve hangi sosyal sonucun tehdit olarak algılandığı kültürel bağlamdan etkilenebilir.

Türkiye’de Pavlov Teorisini Günlük Hayatta Nerelerde Görebiliriz?

Türkiye bu açıdan oldukça ilginç bir örnek sunuyor. Çünkü Türkiye'de modern, birey merkezli yaşam biçimleriyle aile bağlarını ve topluluk ilişkilerini önemseyen geleneksel değerler aynı anda bulunabiliyor.

Bir çocuğun karne aldığı günü düşünelim. Çocuğun aldığı not, sadece kendi başarısı olarak görülmeyebilir. Ailenin gururu, akrabaların tepkisi, öğretmenin değerlendirmesi ve arkadaşlarla yapılan karşılaştırmalar aynı deneyimin içine girebilir.

Bu süreçte çocuk zaman içerisinde bazı davranışları belirli sosyal sonuçlarla ilişkilendirebilir.

“Çalışırsam takdir edilirim.”

“Başarısız olursam eleştirilirim.”

“Büyüklerimin onayını alırsam kendimi değerli hissederim.”

Bunların tümü Pavlov’un klasik koşullanmasıyla birebir aynı deneysel mekanizma değildir; fakat çağrışım yoluyla öğrenmenin insan hayatında nasıl daha geniş sosyal anlamlara dönüşebileceğini göstermesi açısından öğreticidir.

Benzer durum bayramlarda, düğünlerde, aile toplantılarında ve okul törenlerinde de görülebilir. Belirli müzikler, kokular, kıyafetler veya mekânlar zamanla yalnızca duyusal uyaran olmaktan çıkıp aidiyet, özlem, gurur veya kaygı gibi duygularla ilişkilendirilebilir.

Sizce çocukluğunuzdan kalan ve bugün hâlâ aynı duyguyu uyandıran bir koku veya ses var mı?

Erkekler Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Odaklanır?

Bu konu Pavlov’un teorisiyle ilişkilendirildiğinde özellikle dikkatli ele alınmalı. “Erkekler bireysel başarıya, kadınlar ilişkilere önem verir” şeklindeki kesin bir cümle hem bilimsel açıdan aşırı genelleyici olur hem de kültürel farklılıkları görmezden gelir.

Bununla birlikte bazı araştırmalar, toplumsal cinsiyet ile bağımsızlık ve ilişkisellik yönelimleri arasında ortalamada farklılıklar bulunabileceğini incelemiştir. Örneğin beş kültür üzerinde yapılan bir araştırmada kültürler arasındaki farklılıkların daha çok bağımsız fail olma biçimleriyle, cinsiyet farklılıklarının ise kişilerarası duygusal ilişkililik boyutuyla bağlantılı olduğu raporlanmıştır.

Fakat buradan “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” sonucu çıkarılamaz.

Çünkü cinsiyetler arasındaki ortalama farklar bireyler arasındaki farklılıklardan çok daha küçük olabilir ve öğrenme performansındaki cinsiyet farklılıkları da görevin türüne göre değişebilir. Klasik ve edimsel koşullanma üzerine yapılan bir derleme, kadınlar ve erkekler arasında bazı görevlerde farklılıklar bildirildiğini ancak bu farklılıkların görevin niteliği, biyolojik faktörler ve sosyal etkilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
 
Üst