Pembe kişi ne demek ?

Emre

New member
Pembe Kişi Ne Demek? Erkek ve Kadın Bakış Açılarının Karşılaştırmalı Analizi

Pembe Kişi Ne Demek? İlk Bakışta Basit, Aslında Daha Karmaşık Bir Soru

Son zamanlarda “pembe kişi” ifadesine denk geldiğimde benim de ilk düşündüğüm şey, bunun gerçekten yerleşmiş bir deyim ya da belirli bir kişilik tanımı olup olmadığıydı. Çünkü “pembe” tek başına bir renk adı olmasına rağmen, bir insanı tanımlamak için kullanıldığında işin içine toplumsal cinsiyet, karakter algısı, moda, duygusallık ve hatta bazen cinsel kimlik gibi birbirinden oldukça farklı anlamlar girebiliyor.

Türkçede “pembe kişi” yerleşik ve tek bir sözlük anlamına sahip standart bir kavram değil. Günlük konuşmada bağlama göre “pembeyi seven kişi”, “pembe giyinen kişi”, daha kadınsı/feminen görülen biri veya pembe rengi bir kimlik göstergesi gibi kullanan bir kişi kastedilebilir. Nitekim “pembe” sözcüğünün temel sözlük anlamı, beyaza biraz kırmızı karıştırılmasıyla oluşan açık renk şeklindedir; kişinin karakterini veya cinsiyetini tek başına belirleyen bir anlam taşımaz.

Burada bence asıl ilginç nokta başlıyor: Aynı kişiye bir erkek ve bir kadın baktığında “pembe kişi” ifadesini aynı şekilde yorumlamak zorunda mı? Kesinlikle hayır. Fakat bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde keskin bir ayrıma dönüştürmek de bilimsel açıdan doğru olmaz. Araştırmalar, kadın ve erkeklerin psikolojik özelliklerinin büyük bölümünde sanıldığı kadar büyük farklar olmadığını; görülen farklılıkların önemli ölçüde bağlama, sosyal role ve yetişme biçimine göre değişebildiğini gösteriyor.

“Pembe Kişi” Denince Gerçekten Ne Anlıyoruz?

Öncelikle kavramı üç farklı düzeyde düşünmek gerekiyor.

Birinci düzey oldukça basit: Pembe seven veya pembe kullanan kişi. Bu kullanım tamamen estetik bir tercihtir. Bir erkeğin pembe gömlek giymesi ya da bir kadının pembe rengi sevmemesi, onların karakteri hakkında güvenilir bir sonuç vermez.

İkinci düzey toplumsal algıdır. Pembe uzun süredir kadınlık ve kız çocukluğu ile ilişkilendirilen renklerden biri olarak görülüyor. Örneğin toplumsal cinsiyet üzerine hazırlanan açıklamalarda pembe-kız ve mavi-erkek eşleştirmesinin çocukluktan itibaren öğrenilen sembolik kodlardan biri olduğu vurgulanıyor.

Üçüncü düzey ise kişiye anlam yüklemektir. Bir insanın sürekli pembe giyinmesi, odasını pembe dekore etmesi veya sosyal medya hesabında pembe temayı kullanması bazı kişiler tarafından “duygusal”, “naif”, “romantik” veya “kadınsı” özelliklerle ilişkilendirilebilir. Ancak burada renk tercihi ile kişilik özelliğini birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Örneğin pembe takım elbise giyen bir erkek için bir kişi “kendine güveniyor” diyebilirken, başka biri “fazla feminen” diyebilir. Aynı renk tercihi iki farklı gözlemcide tamamen farklı çağrışımlar oluşturabilir.

Erkeklerin Daha Objektif ve Veri Odaklı Olduğu İddiası Ne Kadar Doğru?

Forumlarda bu konu tartışılırken sık karşılaşılan yaklaşımlardan biri, erkeklerin “pembe kişi” ifadesine daha objektif yaklaşacağı, kadınların ise daha çok duygusal ve toplumsal açıdan yorum yapacağı düşüncesidir.

Bunu bir varsayım olarak tartışmak mümkün; ancak bunu biyolojik bir gerçek gibi sunmak doğru olmaz.

Örneğin objektif yaklaşan bir erkek şöyle düşünebilir:

“Bu kişinin pembe giymesi sadece gözlemlenebilir bir veri. Buradan karakter, cinsel yönelim veya kişilik çıkarımı yapamam.”

Bu bakış açısının güçlü tarafı, gözlem ile yorum arasındaki farkı korumasıdır. Pembe giyen kişinin gerçekten pembe rengi sevdiğini biliyoruz; fakat neden sevdiğini bilmiyoruz. Dolayısıyla “pembe giyiyor → duygusal biri” şeklindeki çıkarım kanıtlanmış değildir.

Fakat aynı objektif yaklaşımı kadınlar da gösterebilir. Hatta bazı kadınlar renk tercihlerinin toplum tarafından nasıl yorumlandığını daha önce deneyimledikleri için bu konuda daha temkinli olabilir.

Dolayısıyla “erkek = veri, kadın = duygu” formülü gerçeği açıklamak için fazla basit kalıyor.

Üstelik araştırmalar da cinsiyetler arasındaki psikolojik farkların çoğunun sanıldığı kadar büyük olmadığını ortaya koyuyor. Janet Hyde'ın toplumsal cinsiyet farklılıkları üzerine yaptığı kapsamlı meta-analitik değerlendirmeler, kadın ve erkeklerin kişilik, bilişsel yetenek ve liderlik gibi birçok alanda birbirine oldukça yakın olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle “erkekler objektif, kadınlar duygusal” demek yerine, “bazı bireyler olayı veri üzerinden, bazıları ise sosyal bağlam üzerinden değerlendirebilir” demek çok daha isabetli.

Kadınların Toplumsal ve Duygusal Etkilere Odaklanması Neyi Değiştiriyor?

Kadınların “pembe kişi” kavramına yaklaşımında toplumsal deneyimlerin etkili olabileceğini varsayabiliriz. Burada “kadınlar doğuştan daha duygusaldır” gibi bir iddia değil, toplumsal deneyimlerin farklı olabileceği fikri önem taşıyor.

Örneğin bir kadın, küçük yaşlardan itibaren “pembe kız rengidir” mesajını daha sık duymuş olabilir. Aynı şekilde kıyafet, makyaj, beden, zarafet ve kadınlık konularında kendisine yönelik sosyal beklentileri daha yoğun yaşamış olabilir.

Bu durumda “pembe kişi” ifadesini yalnızca bir renk tercihi olarak değil, toplumsal bir kod olarak yorumlaması mümkündür.

Bir kadın forum kullanıcısı şöyle düşünebilir:

“Ben pembeyi seviyorum ama bunun kadınlıkla özdeşleştirilmesini istemiyorum. Çünkü pembe sevmenin beni daha narin, romantik veya duygusal yaptığı düşünülüyor.”

Başka bir kadın ise tam tersine şöyle düşünebilir:

“Pembeyi seviyorum ve feminen görünmek hoşuma gidiyor. Bunun toplumsal baskı olduğunu düşünmüyorum; bu benim kişisel tercihim.”

İki görüşün aynı anda doğru olabilmesi önemli. Çünkü toplumsal normlar herkesi aynı şekilde etkilemiyor.

Araştırmalar da duygular konusunda cinsiyet kalıplarının gerçeği olduğundan daha keskin gösterebildiğine dikkat çekiyor. Leslie Brody'nin çalışmaları, kadın ve erkeklerin duygusal ifadelerindeki farklılıkların bireysel, kültürel ve durumsal değişkenlere bağlı olduğunu; stereotiplerin bu farklılıkları abartabildiğini belirtiyor.

“Kadınlar Daha Duygusal” Algısının İlginç Bir Sorunu Var

Burada oldukça ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.

Bir toplum kadınlardan daha duygusal davranmalarını bekleyebilir, ardından kadınların duygusal davranmasını onların “doğal özelliği” olarak değerlendirebilir.

Örneğin aynı iş toplantısında iki kişi düşünelim. Erkek çalışan öfkesini yüksek sesle ifade ettiğinde “kararlı” veya “baskın” olarak yorumlanabilirken, kadın çalışan aynı tepkiyi verdiğinde “fazla duygusal” şeklinde değerlendirilebilir.

Araştırmaların bazıları tam olarak bu algısal farklara dikkat çekiyor. Plant, Hyde, Keltner ve Devine tarafından gerçekleştirilen çalışmalarda katılımcıların kadınları birçok duyguyu daha fazla yaşayan ve ifade eden kişiler olarak algıladığı; öfke ve gurur gibi bazı duygularda ise erkeklerin öne çıkarıldığı görülmüştür. Dahası, belirsiz yüz ifadeleri bile toplumsal cinsiyet beklentilerine uygun şekilde yorumlanabilmiştir.

Daha da ilginci, bazı deneylerde aynı yüz ifadesi kadın ve erkek olarak algılandığında farklı yorumlanmıştır. Bir araştırmada kadınların öfkesinin daha yoğun algılanabildiği ve erkeklerin mutluluğunun daha yüksek değerlendirilebildiği görülmüştür.

Yani mesele sadece “kadınlar gerçekten daha duygusal mı?” sorusu değil. “Biz bir kadının duygusunu ve bir erkeğin duygusunu aynı şekilde mi yorumluyoruz?” sorusu da en az bunun kadar önemli.

Erkek Açısından “Pembe Kişi” Olmanın Farklı Bir Yüzü Var
 
Üst